Yönetmenler sinemanın sorunlarını anlattı

08 Şubat 2017 Çarşamba

İSTANBUL (AA) - Ödüllü yönetmenler Mustafa Kara ve Biket İlhan, "Yönetmenler Gözüyle Film Sektörü Sorunları ve Çözüm Önerileri" konulu panelde, sinema öğrencileriyle bir araya geldi.

Film-San Vakfı tarafından hayata geçirilen, "Genç Sanatçıların Kültür Sanat Alanındaki İstihdam Politikalarına Bakış Açısı Zirvesi" kapsamında düzenlenen panel, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezinde gerçekleştirildi.

"Mavi Gözlü Dev", "Yarım Kalan Mucize", "Sokaktaki Adam", "Kayıkçı", "Çelo" isimli filmlerin yönetmeni Biket İlhan, teknolojinin gelişmesiyle birlikte sinema bütçelerinin çok yükseldiğini belirterek, film yapmakta zorlandıklarını söyledi.

Yönetmen İlhan, film yapanlar için tek kaynağın Kültür ve Turizm Bakanlığınca sağlandığını kaydederek, "Türk sinemasının yüzünü göstermek için başka hiçbir kaynağımız yok. Belediyelerin de aslında çok önemli bir yeri var. Diğer ülkelerden özellikle Almanya'daki belediyelerin sinemaya katkısı çok büyük. İş adamlarının, birçok kurumun da bize destek vermesi için özendirici bir takım teşvikler olması lazım. İşte bu görev de yine devlete düşüyor." dedi.

Gişe yapan popüler filmlerin zamanla güncelliğini yitirdiğine dikkati çeken İlhan, "Fakat daha farklı bir içeriği ve sinema dili olan sanat filmleri yani ayrıksı filmlerin, hem yurtdışında Türkiye'nin tanıtımı anlamında, hem de kültürümüzü yaymak anlamında raf ömrü, popüler filmlere göre çok daha uzun. Yıllar sonra da bu filmlerden birini yeniden izlemek, tadına varmak isteyebilirsiniz." değerlendirmesinde bulundu.

Biket İlhan, Türkiye'de çok izlenen filmlerin, "ana akım sinema" kategorisinde olduğunu dile getirerek, şunları aktardı:

"Bu filmlerin içinde çok iyiler de var ama sadece bunlara yüklenerek bir ülke sineması düşünemezsiniz. Çok haksız bir rekabet var ortada. Dağıtım hakları tekelleşmiş. Yüzde 70'i aynı şirketin elinde ve bunların stüdyoları, dağıtım ağları var. Aynı zamanda film de yapıyorlar, tamamen kendi bakışları, kendi anlayışları içinde ve bunlar en az 300 kopya ile 1 milyon seyirciden daha fazlasına ulaşabiliyor. Bu kadar kopyayı yapmak bağımsız bir sinemacı için mümkün olan bir şey değil. Tabii bunların yatırmış oldukları para da geri dönüyor. Bir sonraki film için havuz oluşuyor. Çok haksız bir rekabet. Bizim bağımsız filmlerimiz de maalesef vizyona girdiğinde komik rakamlarla karşılaşıyor."

- "Yönetmenlik popüler olmanın yolu gibi oldu"

"Kalandar Soğuğu" filminin yönetmeni Mustafa Kara ise sektördeki genç yönetmen adaylarının kolaycılığa kaçtığını söyleyerek, "Okumadan, yazmadan, düşünmeden, bulunduğumuz, ait olduğumuz hayatla ilgilenmeden kolayca bir şey üretmeye çalışıyoruz. Bugün yönetmenlik biraz da popüler olmanın yolu gibi oldu. Eskiden de öyleydi ama birçok yönetmen adayı arkadaşı görüyorum. Neden sinema yapmak istediğinin gerekçelerinin çoğu aslında bir tür şöhret, bilinirlik elde etmek. O anlamda iyi film yapmaya çalışanların sayısı da oldukça arttı." diye konuştu.

Kara, sinemanın artık yazarlığa yaklaşan bir hal aldığına dikkati çekerek, "Eskiden sinema İstanbul'da çeşitli kurtların elindeymiş gibi gözükürdü. Bugün Anadolu'nun herhangi bir yerinde sinemayla, edebiyatla ilişkisi olan birisi bir şekilde bir imkan bulabilir, samimi, sahici ve güçlü bir hikaye anlatabilir. Aslında mühim olan sadece film yapmak değildir." dedi.

Sektördeki en büyük sorunun, dağıtım ve satış problemi olduğunun altını çizen Kara, şöyle devam etti:

"Yapımcılık probleminin de var olduğunu düşünüyorum. Mesela gecenin bir yarısı herhangi bir kanalda basit bir Amerikan filmini görme imkanımız var. Çok iyi filmler değil bunlar. Fakat bu filmleri, Amerika, dünyanın öbür tarafındaki bir ülkeye gecenin bir yarısı da olsa satabilmiştir. Benim filmim 'Kalandar Soğuğu' 30 ödül aldı. Fakat filmi henüz iki ülkeye satabildim. Dünyanın en iyi festivallerinde ödül almış olmama rağmen, bu anlamda başarısız kaldık. Satabilmek ve yapımların dünyaya açılması bizim ve bizden sonraki yönetmenlerin en büyük problemlerinden birisi."

Yönetmen Kara, film üreticilerinin seyirciyle olan iletişimine de değinerek, "Ben seyirciyle temas edebilecek bir ortama sahip değilim, kendimi tartabilmek için. Seyirci benim ortaya koyduğum ürünü anlayabildi mi ya da ne anladı? Kendimi bir ayara oturtabilmem için bir paydada buluşmamız gerekiyor. Bizi seyirciyle buluşturacak olan da dağıtımdır ve sinema salonlarıdır. Ben 9 salonda seyirci karşısına çıkmışım. Bilmiyorum ki 150 olsa ne olacaktı durumu. Eğer 100 salona çıksaydı, anlatmak istediğim şeyle ilgili yöntem ya da kullandığım dille ilgili bir veri oluşacaktı elimde. Bu veriyi sağlayacak koşullar ortada değil." ifadelerini kullandı.

Moderatörlüğünü sinema yazarı Suat Köçer'in üstlendiği etkinliğin sonunda İlhan ve Kara, öğrencilerin sorularını cevapladı.

Çok sayıda panel ve oturumların gerçekleşeceği zirve, 12 Şubat'ta sona erecek.