18 °c

Gazetecinin görevi!

02 Nisan 2018 Pazartesi

Size yaşanmış bir olayı anlatacağım önce…

18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York’ta, Lincoln Center’daki Avery Fisher Salonu’nda bir konser vermek üzere sahneye çıkar. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki, onun için “sahneye çıkmak” hiç de küçümsenecek bir başarı değildir…

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman’ın her iki bacağında da destekleyici ateller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Ağrılar içinde ama ihtişamla sandalyesine erişinceye kadar yürür, oturur, yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar. İzleyiciler bu ritüele alışıktır.

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti… Daha ilk birkaç satırı çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses! O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkânsızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da…

Ama o öyle yapmadı… Bunun yerine bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı! Elbette herkes bilmektedir ki, senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkansızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti!

Bitirdiğinde, salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Akabinde, seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladı. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak bizi susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi:

“Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak…”

* * *
Bu hikayeyi niye anlattım biliyor musunuz?

Şimdi Doğan Grubu satıldı ya… Hani medyanın satış rakamları bakımından yüzde 90’ı, çeşitlilik bakımından da yüzde 70’i yandaş olarak nitelendi ya… Hani bundan sonra atılan manşetlerin hemen hemen aynı olacağı bekleniyor ya…

İşte şimdi keman sanatçısı Itzhak Perlman’ın o müthiş sözünü biraz değiştirerek şöyle demek lazım:

“Bilirsiniz, bazen de gazetecinin görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha haber yapabileceğini bulmak…”

Keman sanatçısı Itzhak Perlman’ın konser izlenimini yazan Rabbi Wayne Dosick’in yazısının son bölümünü de biraz değiştirmek lazım.

Gazetecinin görevi, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü medya dünyasında kendi haberimizi yapmaktır… Önce elimizde olan her şeyle ve daha sonra bu artık imkansız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla…

* * *
O zaman Atatürk’ün gençliğe hitabesinin son bölümünü de biraz değiştirelim!

Ey Türk istikbalinin gazetecisi! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; haber yapma tutkunu ve isteğini ilelebet kaybetmemektir! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki gazetecilik ruhunda mevcuttur!

Kalın sağlıcakla…