20 °c

Zühre’si gazetecilikti!

02 Temmuz 2018 Pazartesi

Bilenler bilir Tahir ile Zühre’nin aşk hikayesini... Şimdiye dek bilinen bütün aşk hikayeleri, maalesef mutlulukla bitmemiştir. Demem o ki, Tahir ile Zühre’nin aşk hikayesi de mutlulakla bitmedi ve iki aşık birbirine kavuşamadan öte dünyaya göçüp gitti.

Ama bizim “Arap” Tahir abimizin aşkı tüm ömrü boyunca sürdü. Onun kaderi, kavuşamamak değildi zaten... Aşkını yaşama uğruna yaşadığı zorluklardı...

Ama bir gün bile “of” dediğini görmedi kimse... Çok kırıldı, çok üzüldü, çok hüsrana uğradı, çokça da aldatıldı. Ama bir gün bile olsun aşkından vazgeçmedi Tahir Abi...

Çünkü onun aşkının adı Zühre değil “gazetecilik”ti!

* * *

Bugüne kadar Tahir ile Zühre’nin aşkını duymuştum, dinlemiştim birilerinden ama Tahir isminin ne anlama geldiğini merak etmemiştim. Aklıma takılınca bir bakayım dedim. Bir de ne göreyim, TDK da tıpkı biz gazeteci dostları gibi neredeyse “Tahir” isminin anlamının karşısına, “65 yıllık ömrünün 40 yılını gazetecilikle geçiren Tahir Yaman” yazmış.... Ve bunu da iki kelimeyle özetlemiş: “Temiz, pak...”

Sevgili Tahir Abimizi, hücrelerine kadar tarif eden iki kelime... Ne kadar anlamlı, ne kadar Tahir Abi’ye uyan...

Şu Bab-ı Ali’de Tahir Abi’yi sevmeyen, candan bulmayan, onunla konuşup da yüzü gülmeeyn pek kimse yoktur sanırım. Çok severdik biz onu.

Severdik de sayardık da... O da, sadece kendine yakın gördüklerine değil kendisinden yardım isteyen herkese elinin kolunun yetişebildiği -hoş 40 yıllık gazetecilik geçmişiyle uzanamadığı, ulaşamadığı pek bir yer ve kimse yoktu ya- kadarıyla yardım etmeyi görev bilmişti her zaman... Tahir Abi’den bir şey istenip de onun ilgilenmediği hiçbir konu yoktur herhalde. Biz onu çok severdik o da bizi...

* * *

Padişah kızı Zühre ile vezir oğlu Tahir’in aşkını bilenler bilir demiştim ama biraz bahsedeyim. Bir dervişin, çocukları olmayan padişah ve vezire bir elmayı ikiye bölüp vermesiyle başlar Tahir ile Zühre’nin aşkı... Belki de bu yüzdendir Tahir Abi’nin 40 yılı aşkın gazetecilik aşkı... Bir elmanın iki yarısı gibiydi Tahir Abi ile gazetecilik... Tahir Abi’nin Zühre’siydi “gazetecilik”...

* * *

“Arap Tahir”di lakabı. Ama “kavruk” teninden dolayı derlerdi ona böyle. Gönlünün rengini bilenler bilir, “altın” denmeliydi, “zümrüt” denmeliydi. Belki de maddi olarak hiç sahip olamadığı “pırlanta” denmeliydi Tahir Abi’ye... Hiç pırlantası olmamıştı ama “pırlanta” gibi bir kalbi vardı Tahir Abi’nin...

* * *

Annesini çok küçük yaşta kaybeden, babasının da onu terk ettiği Tahir Abi’nin yaşamı, hep zorluklarla geçti. Son döneminde olduğu gibi tüm ömrü mücadeleyle geçti. Ama bir gün bile sızlanmadı, kaşlarını çatmadı... Hayatın ona her çalım atışına, karşısına çıkardığı her zorluk dağına bakıp inadına gülümsedi her seferinde...

* * *

Tahir ile Zühre’nin aşkı kara toprakta bitmişti. Yan yana gömülen iki aşıktan Tahir’in mezarında kırmızı, Zühre’ninkinde ise beyaz güller yeşermişti. Tahir Abi’nin de mezarında bir gün kırmızı güller açacak elbet. Ama o bize sevgilisini emanet bırakarak gitti. Ve sanki, “Sevgilim, beyaz gülüm size emanet. Onu benim ismim gibi ‘temiz, pak’ tutun!” der gibi...